
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile. (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser´i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
Kur’an’nın en kısa, mana bakımından da çok geniş sûresidir. Mekke’de nazil olmuştur. Müslümanlar ilk devirlerinde hem azınlıkta, hem de fakir idiler. Peygamber Efendimizin (sav) erkek çocukları da o sıralarda ölmüştü. Arap putperestleri bunları Müslümanlık için birer kusur sayarak onlarla alay ederlerdi. “Eğer Muhammed hak Peygamber ve getirdiği din de İlâhî bir din olsaydı herkes bu dîne giriverirdi. Ve Muhammed’in arkasına adını andıracak bir erkek evlâdı kalırdı. Adını sanını yaşatacak bir evlâdı bile yok!” diyerek halkı Müslümanlıktan soğutmaya çalışıyorlardı. (Arkasına erkek evlâdı kalmamış olanlara Araplar ebter derler ki, güdük kaldı, arkasından adını anacak kalmadı, demektir) İşte bütün bunların birer dedikodudan ibaret olduğunu bildirmek için Allahu Teâlâ bu sûreyi inzal buyurdu ve bununla Peygamber’e ve müslümanlara büyük bir müjde verdi.Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Yâ Muhammed! Muhakkak ki biz sana Kevser verdik. Sen bundan dolayı Allah’a şükret, ibadet et…”

“Habîbim! Ben sana öyle bir rütbe, öyle bir din verdim ki: O, çölün ortasından fışkıran ve rastgeldiği her şeye yeni, taze, ebedî bir hayat veren suyu bol bir ırmak gibidir. Bu manevî ve İlâhî kaynaktan fışkıran feyiz ve bereket, hayır ve fazilet hiç kesilmeden akacak ve sınırlarını genişleterek beşeriyetin vicdanını çöl kısırlığından kurtaracak, onu yepyeni bir hayata kavuşturacak ve kıyamete kadar hiçbir engel onun akışını durduramayacaktır. Böylece senin adın sanın da her zaman ve her yerde söylenecek, kalplerde yaşayacak, dînin dünyaya yayılacaktır. Dünyada olduğu gibi âhirette de Kevser nîmeti, Kevser ırmağı sana verilecektir. O’nun sahibi sen olacaksın ve ondan kana kana içenler mes’ut ve bahtiyar olacaklardır.Şunu kesin olarak bil ki: Güdük kalacak, sonu gelmeyecek, adı sanı unutulacak olan sen ve senin dînin değil, asıl sana ve senin dînine düşman olanların kendileridir. Onların soyu sopu kalmayacaktır. Öyle ise bu büyük nîmeti sana veren Rabb’in için, evet yalnız O’nun için namaz kıl, ihlâs ve tam bir bağlılık ile ibadet et, kurban da kes; kulluğunu göster.”

İşte bu İlâhî hitap, daha ortada bir şey yok iken Müslümanlığın dünyaya nasıl yayılacağını, onun nasıl bir saadet ve fazilet kaynağı olduğunu, bu dîne düşman olanların her zaman ve her yerde ebter ve güdük kalacaklarını, dünyada nam ve nişanları kalmayacağını haber veriyor ve Peygamber’in de kıyâmete kadar adının anılacağını, dünyada olduğu gibi âhirette de Kevser nîmetinin kendisine verildiğini müjdeliyordu. Nasıl ki öyle olmuştur ve öyle olacaktır.Bu tükenmek bilmeyen nîmete karşı Cenâb-ı Hakk’ın namaz ve kurban ibadetleri ile emir buyurması, bu ibadetlerin Allah yanındaki yüksek mevkilerini ve önemini gösterir.
