Şükrünü Kaybedenler

Published by

on

A‘raf Suresi 17.ayet, şeytanın insanla olan mücadelesinin aslında nerede düğümlendiğini, asıl meselenin ne olduğunu çok çarpıcı ve çok net bir şekilde ortaya koyuyor . Bu ayet bir günah dökümü yapmaz, ahlaki suçlar saymaz; bunu yerine kalbin yönünü ifşa eder.

Şeytan Allah’a şöyle der: “Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım; Sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.”

Dikkat çekici olan şudur: Şeytan “Onları zina ederken bulacaksın” demez, “İsyan ederken, inkâr ederken, yalan söylerken, gıybet ederken, günaha batmış hâlde bulacaksın” demez. Tek bir kavramı ve tek bir noktayı hedef alır: Şükür.

Çünkü şeytan çok iyi bilir ki şükür varsa bağ kopmaz; şükür varsa kalp hâlâ Allah’la temas hâlindedir; şükür varsa insan hata yapsa bile bütünüyle ele geçirilemez. Bu yüzden şeytanın asıl savaşı kalp üzerindendir. Şükür, sadece “Elhamdülillah” demek değildir.

Şükür; birinci olarak nimeti fark etmektir, dışarıda ayaz varken sıcak yatakta olmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu yer sallanmaya başladığında can havliyle üzerindeki gecelikle sokağa fırladığında anlarsın, sıcak yataktayken sıradan olduğunu düşündüğünüz o nimetin ne kadar büyük şükür gerektirdiğini, bir battaniyenin insan için ne kadar önemli olduğunu, bir çorabın ısınmak için ne kadar kıymetli olduğunu düşününce bile anlıyoruz, yaşamaya gerek yok.

İkincisi, nimeti sahiplenmemek, nimeti vereni unutmamak ve sahip olunanı hak değil emanet olarak bilmektir. Şeytan tam da bunu bozar. İnsana fısıldadığı cümleler çok tanıdıktır: “Zaten sen bunu hak ettin”, “Bu senin başarın”, “Daha iyisini hak ediyorsun”,”Başkalarının ne değişik yaşamları var? ” “Bunun neresi nimet?” İnsan fark etmeden şükürden düşer. Asıl düşüş de tam burada başlar. Günah genellikle bundan sonra gelir. Kur’an’da günahın kökü çoğu zaman nankörlükle anlatılır. Çünkü nankörlük, nimeti görmek ama bağ kurmamaktır. Şeytan insanı doğrudan cehenneme sürüklemez; önce nimeti sıradanlaştırır, sonra kalbi alıştırır, sonra her şeyi normalleştirir. En sonunda insan kendi kendine şunu söyler: “Zaten hayat böyle.” İşte bu cümle, şükrün öldüğü yerdir.

Bugün modern hayatta şeytanın en büyük başarısı da buradadır. İnsanların çoğu sahip olduğu hâlde memnun değildir; güvendedir ama huzursuzdur, inançlıdır ama yorgundur, hayatı doludur ama içi tatminsizdir. Bunun nedeni çoğu zaman büyük günahlar değildir. Bunun nedeni, şükürsüzlüktür. Şükür olmayınca ibadet yük olur, nimet yetmez, kalp doymak bilmez ve hayat sürekli eksik hissedilir.

Bu yüzden ayet “günahkâr” demez; özellikle “şükredici”der. Şükür bir zırhtır. Kalbi şeytana kapatır, nefsi susturur, kibri eritir ve insanın ayaklarını yere sağlam bastırır. Şeytan şunu çok iyi bilir: “Şükreden insan yönetilemez.” Çünkü şükreden insanın merkezi egosu değil, Allah’tır. Bu yüzden şeytanın hedefi günah değil, şükürdür; günah sadece bir araçtır. A‘raf Suresi 17. ayet bize şunu öğretir: İnsan en çok günahıyla değil, şükrünü kaybettiğinde kaybolur. Ve şeytan bunu çok iyi bildiği için “Onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın” der. Çünkü şükür varsa insan hâlâ Allah’a aittir. Şükür yoksa, insan zaten düşmüştür; farkında olsun ya da olmasın….

Previous Post